Gerçek bayram, bugün!
Özet haber: Bugün, İstanbul’un tartışmasız Türk egemenliğine geçtiği, İstanbulluların yabancı askerlerin ve onların işbirlikçilerinin hakaretlerinden kurtulduğu günün 103. yıldönümü ve asıl bayram olarak kutlanması gereken gün.

Bugün, İstanbul’un tartışmasız Türk egemenliğine geçtiği, İstanbulluların yabancı askerlerin ve onların işbirlikçilerinin hakaretlerinden kurtulduğu günün 103. yıldönümü ve asıl bayram olarak kutlanması gereken gün. İstanbul’a 1.
Dünya Savaşı’nın ardından ilk işgal kuvvetleri, 13 Kasım 1918’de (tam da Mustafa Kemal Paşa’nın Adana’dan İstanbul’a döndüğü gün) gelmiş, o gün başlayan fiili işgal, 16 Mart 1920’de resmi işgale dönüşmüş, Osmanlı ordusunun önemli komutanları, sabah giyinmelerine bile fırsat verilmeden, gece entarileriyle karakola götürülmüş, Harbiye Nazırı Fevzi Paşa (Çakmak), İngiliz askerlerince yaka paça makamından çıkarılmış, Osmanlı Meclisi’nin üyeleri de tutuklanarak Malta’ya sürülmüştü.
İşgal yılları, sıradan vatandaştan sadrazama kadar herkesin İngiliz ve Fransızların hakaretlerine uğradığı bir dönemdi.
Ancak Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşması ve Türk kuvvetlerinin İstanbul kapılarında belirmesi, İngilizleri geri adım atmak zorunda bırakacak ve Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra İngilizler, bir zamanlar mağrurca girdikleri İstanbul’dan Türk bayrağını selamlayarak ayrılmak zorunda kalacaktı.
BİR MİLLETİN KURTULUŞU Bizde 29 Mayıs 1453’ün yıldönümü büyük törenlerle kutlanırken 6 Ekim günü küçük resmi törenlerle sınırlandırılagelmiştir. Oysaki asıl kutlanması gereken 6 Ekim’dir. Neden mi? Her şeyden önce bir yeri fethettikten 500 yıl sonra bile hâlâ fetih kutlaması yapmak başkalarına, sizin o toprağın asıl sahibi olmadığınızı düşündürür.
6 Ekim 1923 ise kendi vatanında esir durumuna düşen bir milletin kurtuluşudur. İkincisi, İstanbul’un fethi Türk tarihi için tabii ki güzel bir gelişmedir fakat büyük bir destan konusu olacak bir olay değildir (Türk tarihinde bir avuç Türk askerinin çok kalabalık düşman ordularına karşı zafer kazandığı sayısız olay vardır ama İstanbul’un fethi bunlardan biri değil).
Zira İstanbul’un fethi sırasındaki Bizans’ın toprakları, İstanbul surlarıyla sınırlıydı. Ekonomi ve ticari alandaysa bağımsızlığını çoktan kaybetmiş, Cenevizlilere kapitülasyonlar vermişti. Fatih, İstanbul surlarına dayandığında, Bizans’ın askeri varlığı, paralı askerlerle birlikte en fazla 6-7 bin kişiydi. Türklerinkiyse 120 binden fazlaydı.
Bununla da yetinilmemiş, dönemin en modern silahları olan dev toplar döktürülmüştü. Batı dünyası da eski gücüne ve birliğine sahip değildi; Avrupa, Yüzyıl Savaşları’yla yorgun düşmüş, kendi iç birliğini kaybetmişti. İstanbul’daki Rum Ortodoksların pek çoğu ise 1204’te Latinlerin İstanbul’u istilası sırasında her türlü kötülüğü gördükleri Latinleri görmektense Osmanlı egemenliğini kabule hazırdı.
Dolayısıyla İstanbul’un fethi için zaten şartlar olgunlaşmıştı. 6 Ekim 1923 ise Türk milletinin bütün yaşama şartlarının elinden alındığı bir dönemde, o zamanın süper gücü İngiltere’ye geri adım attırmasını simgeler. Atarürk’ün Nutuk’ta belirttiği üzere, Kurtuluş Savaşı’nın başlarında, “İngilizleri 1. Dünya Savaşı’nda Almanya ve Avusturya gibi müttefiklerimiz olduğu halde yenemedik. Şimdi hiç yenemeyiz.
Aman karşımıza almayalım” anlayışı güçlüyken zamanla bu anlayış kırılmıştı. Atatürk’ün 13 Kasım 1918’de en umutsuz görünen bir anda İstanbul’daki İngilizler için söylediği “Geldikleri gibi giderler” sözü, 6 Ekim’de gerçek olmuştu. Atatürk’ün “Umutsuz durum yoktur, umutsuz insan vardır. Ben hiç umudumu kaybetmedim” sözünün değeri de bu şartlarda daha iyi anlaşılıyordu.
Bu duygularla İstanbul’un kurtuluş gününü, bu büyük bayramımızı kutluyorum.
Kaynak: Cumhuriyet




