Osmanlı döneminde “Türk” sözcüğünün kullanımına dair tartışma
Özet haber: Osmanlı döneminde “Türk” sözcüğünün yönetici ve okumuş çevrelerde nasıl kullanıldığı, tarihsel kimlik tartışmalarının başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Aktarılan değerlendirmeler, bazı ifadelerin kırsal ve göçebe halkı küçümseyen bir bakış taşıdığını belirtiyor.

Kaynakta, Osmanlı’daki yönetici ve okumuş sınıfın “Türk” kelimesini çoğu zaman kırsalda yaşayan, eğitimsiz ya da konargöçer toplulukları tanımlamak için kullandığı aktarılıyor. “Etrak” ve “Türk-i bi-idrak” ifadelerinin yanı sıra “kaba”, “nadan Türk” ve “çarıklı Türkmen” gibi nitelemelerin de şehirli saray çevrelerinin Anadolu’daki Türkmen köylülerine yönelik küçümseyici yaklaşımını yansıttığı belirtiliyor.
Resmi belgelerde ise “Türk” yerine Müslüman tebaayı ifade eden “Müslim” gibi tanımların öne çıktığı, devletin kurucu ve askeri gücünü oluşturan Türklerin daha çok şehir dışındaki halkla özdeşleştirildiği ifade ediliyor. “Türk ne bilir bayramı, lık lık içer ayranı” sözü de bu seçkinci ve halktan kopuk bakışı eleştirmek ya da örneklemek amacıyla kullanılan bir ifade olarak değerlendiriliyor.
Metinde ayrıca “yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmez” ve benzeri deyimlerin, kişinin kökenini, ailesini veya geçmişini küçümsemesini anlattığı kaydediliyor. Halk arasında “Aslını inkâr eden bizden değildir” şeklinde bilinen sözün ise bu biçimiyle hadis olmadığı; İslam kaynaklarında kişinin babasını ya da nesebini inkâr etmesine ilişkin uyarıların zamanla daha genel bir ifadeye dönüştüğü aktarılıyor.
Bu çerçevede, Osmanlı’nın bir ulus değil ümmet temelli bir yapı olduğu savunulurken, Ziya Gökalp’in “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim” sözüne gönderme yapılıyor. Değerlendirme, kimliği geçmişe bağlı kalmadan çağın koşulları içinde tanımlayan “Çağının çağdaşı bir Türküm” ifadesiyle son buluyor.
Kaynak: Cumhuriyet





