Şehrin burnunun dibinde zamanın durduğu rota: Dört büyük imparatorlun izleri ile İznik
Özet haber: İstanbul'a sadece iki saat mesafede, dört büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, gölün derinliklerinde devasa bir gizem saklayan sessiz bir antik dev uyuyor. Cumhuriyet Podcast’in sevilen serisi İki Bavul Bir Mikrofon, bu hafta rotasını çini kokulu sokakları ve efsanevi gün batımlarıyla İznik'e çeviriyor. Nilay Küçük ve Berrin Karadeniz, popüler rotaların yorucu kalabalığından kaçıp, gölün altındaki kayıp bazilikanın ve surlarla çevrili bu zaman kapsülünün izini sürüyor.

İznik' i sıradan bir göl kasabası olmaktan çıkarıp dünya çapında bir gizeme dönüştüren en büyük keşif, suların sadece birkaç metre altında yatıyor. 2014 yılında helikopter çekimleri sırasında tesadüfen fark edilen ve 1600 yıl önce gerçekleşen büyük bir depremle sulara gömülen Aziz Neophytos Bazilikası, bugün gölün berrak suları arasından tüm ihtişamıyla kendini gösteriyor.
Kıyıdan çıplak gözle bile ana hatları seçilebilen bu devasa batık kilise, tarih ve arkeoloji tutkunları için Türkiye'nin en büyük açık hava ve su altı müzelerinden birini sunuyor. DÖRT İMPARATORLUĞUN SESSİZ TANIĞI Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı... Dünya üzerinde bu dört büyük medeniyete de başkentlik yapmış başka bir şehir bulmak neredeyse imkânsızdır.
İznik'in merkezine adım attığınız an, sizi 5 kilometre boyunca saran antik surlar ve görkemli Lefke Kapısı karşılıyor. Hıristiyanlık tarihi için bir dönüm noktası olan 7. Ekümenik Konsil'in toplandığı Ayasofya (Orhan Camii), çinileriyle göz kamaştıran Yeşil Camii ve asırlık çınarların gölgelediği İznik sokakları, ziyaretçilerini tam anlamıyla bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.
KIZIL BİR GÜN BATIMI İznik sokaklarında dolaşırken havaya karışan toprak ve fırın kokusu, sizi dünyanın en ünlü seramik sanatının merkezinde olduğunuzu hatırlatır. Yüzyıllardır ateşte açan çiçekler olarak bilinen İznik çinilerinin üretildiği geleneksel atölyelerde, ustaların el emeği göz nuru eserlerinin nasıl şekillendiğine yakından tanıklık edebilirsiniz.
Tarih ve sanatla dolu bir günün ardından İznik'in sunduğu en büyük görsel şölen ise göl kıyısında başlar. Güneşin gölün üzerinden batarken gökyüzünü ve suları kızıla boyadığı o anlar, büyükşehirlerin stresini ve beton yığınlarını tamamen unutturacak kadar güçlü bir terapi etkisine sahip.
Kalabalık tesislerden ve gürültüden uzaklaşıp, göl kenarında salaş bir sandalyede bu eşsiz manzarayı izlemek, hafta sonu rotanızı neden buraya çevirmeniz gerektiğinin en güzel kanıtı.
Kaynak: Cumhuriyet




