Zeynep Oral yaşama ve topluma tanıklık ediyor
Özet haber: Zeynep Oral’ın İnkılap Yayınevi’nden çıkan son yapıtı “80 Yaşım Merhaba”yı kitaplığınızda hangi türlerin yanına yerleştirirsiniz bilmiyorum.

Zeynep Oral ’ın İnkılap Yayınevi’nden çıkan son yapıtı “80 Yaşım Merhaba” yı kitaplığınızda hangi türlerin yanına yerleştirirsiniz bilmiyorum. Otobiyografi değil, denemeler, gazete yazıları seçkisi ya da anı defterinden bölümler deseniz, hiçbiri değil. Yine de tüm bu tür metinleri içeren bir okuma serüveni sunuyor okura.
Yazı türleriyle sarmaş dolaş olarak yaşama, dünyaya ve ülkemize ilişkin 80 yıllık tanıklığını bizimle paylaşıyor. Bu paylaşım en geniş açısıyla, tüm canlılarıyla (bitkiler, hayvanlar, insanlar) doğayı içeriyor. Açıyı biraz daraltınca Oral’ın dünya düzeyinde (Afrika’dan Irak’a, Afganistan’a) yaşamış olduklarının tanıklığına geçiliyor.
(Bu düzlemde gelişmiş ülkelerin siyaset dizgeleri doğrultusunda kırılıp dökülmüş yaşamların izdüşümleri var.) Kitabın dönüp dolaşıp odaklandığı konu ise 80 yılın merceğinden geçirilip netleştirilmiş bir bakışla Türkiye Cumhuriyeti. Oral’ın sunduğu panorama bizi, içinde yaşamış/yaşamakta olduğumuz toplumu belleğimizin süzgecinden geçirerek değerlendirmeye çağırıyor.
Oral, söyleminin bu üç düzlemini ayrı ayrı değil, yan yana iç içe oluşturmuş. Ben bu topraklarda doğmuş bir Cumhuriyet çocuğuyum. Özgürlüğü, bağımsızlığı, düşünmeyi, sorgulamayı bana Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri öğretti. Oral, kitabının odak noktasına Mustafa Kemal Atatürk ’e ve Cumhuriyet Devrimlerine olan bağlılığını yerleştiriyor.
İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklara karşın devrimlerin sürdüğü 40’lı yıllarda doğmuştur. Toplumunun 80 yıldan bu yana uğradığı aşınımı (erozyon) unutanlara bir kez daha anımsatırken hepimizi bir sorgulama eylemine çağırıyor.
Laiklik ilkesinin adım adım yıpratılmasını, dolayısıyla kadınların toplumsal konumunun da kemirilmesini, hukuk ilkelerine sırt çevrilişle adalet olgusunun yaralanmasını, “özelleştirmeler” yoluyla ulusal/yerli kazanımların yok edilişini, söz özgürlüğünün kısıtlanışını (“sözcüklerin daralması” diyor Oral), toplumun sessizliğe itilmeye çalışılmasını, ulusal bayramların coşkulu kutlanışının sınırlanmasını içeren bir süreçtir söz konusu olan.
Bu süreç içinde baskı dönemlerini belirleyen askeri ve sivil darbeler yanında baskıya direnişi simgeleyen hareketler de (Gezi olayı) anlatılmaktadır. Oral, bağımsızca düşünmekten/yazmaktan/ konuşmaktan vazgeçmeyen ve bu yüzden öldürülen gazeteci dostlarını, yasaklamalarla susturulmaya çalışılan yazar arkadaşlarını, çizerleri, sahne sanatçılarını satırlar boyunca sevgiyle kucaklamaktadır.
Kitabın başlıklarından biri olan “korku imparatorluğu” gündemde olsa da... İnsan vicdanını, Aydınlanma ışığını ve düş gücünü kaybetmediği sürece hayat her zaman yeniden başlar. Zeynep Oral’ı yazmaya yönlendiren, vicdanının sesini okurlarıyla paylaşmak, bozulmuş toplumsal dizgelerin mağduru insanların düşünce ve duygularını içselleştirdiğini göstermek, onlara yalnız olmadıkları duygusunu vermektir.
Aydınlanma ışığını büyük ölçüde edebiyat ve sanat ürünlerinden aldığının önemle altını çizerken birçok yazar ve sanatçıyı gündeme getiren yazara göre yapılması gereken umudu ayakta tutmaktır.
Zeynep Oral’ın yaşamdaki ve yazarlıktaki yüksek enerjisi, öncelikle öğrenmeye olan merakıyla, gördüğü nitelikli eğitimle, sınırsız çalışkanlığıyla, yalnız insanlara değil, doğaya ve tüm canlılara olan bağlılığıyla ve ailesiyle sürdürmüş/sürdürmekte olduğu sevgi dolu ilişkiyle açıklanabilir. İşte bu bağlamda Oral’ın özel yaşamı gündeme gelmektedir.
Çok erken yitirdiği babası, en iyi arkadaşı olduğunu söylediği annesi, ablası, iki oğlu, kızları saydığı iki gelini ve 7 torununa yeri geldikçe değinilmektedir. Yalnızca 55 yılık eşi -2021’de yitirdiği- mimar Ahmet Oral (“Ahmedim”) için bir bölüm yazılmıştır. Oral, kitabında hukukun ve dolayısıyla adaletin işlev dışı kaldığı toplumsal düzende “korku” yu işlerken aynı zamanda “korkmama” yı da öğütlemektedir.
Kitapta okumaya doyamadığım “Çocuklardan Öğrendiklerim” başlıklı bölümde iki oğlunun korkuya karşı duruşunu şöyle anlatıyor: “Bir ... gün elektrikler kesildi. Ev karanlığa büründü. Ben farkında olmadan ürpermişim. Yanımdaki küçücük çocuk elimi sıktı: ‘Anne korkma yanında ben varım.’ Ağabeyininkinden daha da küçük olan el öteki elime sarıldı: ‘Korkma anne, ben de varım’ (s. 154).
Zeynep Oral da bizimle söyleşisini sürdürdüğü kitabı boyunca, yalnız olmadığımızı, yanımızda olduğunu söylüyor. Nice yaşlara Zeynep Oral!
Kaynak: Cumhuriyet




