Adaletsizliklere susanlar sanıyorlar ki…
Özet haber: Haksızlıklar, hukuksuzluklar, soygunlar ve yolsuzluklar karşısına adeta dilleri tutulmuş gibi sessizliğe gömülenler, adaletsizliklere, vurgunculara ses yükseltenleri hiç sevmiyorlar.

Haksızlıklar, hukuksuzluklar, soygunlar ve yolsuzluklar karşısına adeta dilleri tutulmuş gibi sessizliğe gömülenler, adaletsizliklere, vurgunculara ses yükseltenleri hiç sevmiyorlar.
Çünkü onlar, adaletsizlikler karşısında sustuklarında mahallenin namusunu koruyacaklarına inanıyorlar.
Çünkü onlara göre, adalet en çok ait oldukları mahallenin hakkıdır. Öteki mahallede yer alanlar, Allah’a karşı kulluk görevlerini yeterince yerine getirmedikleri için adaleti ve merhameti hak etmemektedirler…
Oysa bizim anladığımız dinin sevgi ve merhamet anlayışı bütün insanlığı kuşatan bir özelliğe sahiptir. Eğer İslam’ın mesajını böylesine dar bir alana hapsedersek, Allah’ı da haşa sadece belli kavimlerin, milletlerin, cemaatlerin, grupların yaratıcısı gibi görmüş oluruz ki bunun anlamı Allah’a kafa tutmaktır.
Allah bu dünyada hiçbir ayrım yapmadan, kendisine inanan Müslümanlara da inanmayan ateistlere de aynı şekilde nimetlerini sunar. Çünkü o, insanların ve bütün yaratılmışların Allah’ıdır.
Hal böyleyken inanan insanların, bu dünyada kime ne kadar adalet ve özgürlük verileceği konusunda Allah’ı devre dışı bırakarak kendilerini dünyanın hakimi gibi görmeleri Hududullah’a aykırı bir durumdur.
Ne yazık ki günümüzde, dinin asıllarını esas alan kapsamlı bir dindarlık bilinci oluşmadığı için, günümüz Müslüman ülkelerinde adalet ekseninde insan haklarının korunması, insan/kul hakkının gözetilmesi gibi temel ilkeler gelişememiştir.
Hal böyle olunca da “İslam ülkelerinde bugün, insan hakkı ihlalleri çok fazla yaşanıyor. İnsan haklarını, kadın ve kız çocuklarını koruma, ehliyet ve liyakati esas alma, eşitlik, açıklık ve objektiflik, adaletten sapmama, emaneti ehil olana verme, kim olursa olsun hak sahibini önceleme bizim dini değerlerimiz hiyerarşisinde çok gerilerde kalmışsa, sorun büyük demektir.” (Ali Bardakoğlu, Yüzleşme, s.47)
Maalesef günümüz Türkiye’sinde din, siyasal ve ideolojik modellerle eşitlenir hale geldiği için, barış ve huzuru temin etmesi gereken dinin insani ve ahlaki değerleri, çatışma ve ayrışmanın argümanı haline getirilmiş bulunuyor.
Bu yüzden de halen iktidarı elinde bulunduran dindar-muhafazakar anlayış, muhalif gördüğü bütün kesimlere adil davranmamayı kendisi için kazanılmış bir hak olarak görüyor.
İnsan haklarının, özgürlüklerin sadece gücü elinde bulunduranların hakkı olduğu şeklindeki bu arızalı anlayış, gelecekte daha büyük çatışmaların ve düşmanlıkların yolunu açar ki esas tehlike de budur.
İşte bu zihniyetin mensupları, Allah’ı, Peygamberi, Hz. Ömer adaletini dillerinden düşürmedikleri halde, memlekette işlenen hukuk cinayetlerini, adaletsizlikleri ya görmezden geliyorlar ya da bu garabeti alkışlamaya devam ediyorlar.
İşin en dramatik tarafı da dindar-muhafazakar kesimlerin, kendi mahalleleri dışındakilere reva görülen bu muamele karşısında sessizliğe bürünmesidir.
Mesela asrın fon soygununa karışan dindar-muhafazakar mahalle mensuplarının hiçbirine kelepçe takılmadı, çünkü onların ‘lekelenmeme hakkı’ var… Ama muhalif belediye başkanları ters kelepçe takılarak hapse atıldılar. Çünkü onlar bizim mahalleden değildi, bu yüzden rahatlıkla lekelenebilirlerdi. Hatta sadece onlar değil, eşleri, çocukları, anne ve babaları da lekelenebilirlerdi…
Bu ülkede yaşayan bir insan olarak, adaletin bu kadar gaddarca işlemesi, doğrusu canımı çok yakıyor. Daha da vahim olanı, adalete kurulan bu tuzağın dindar-muhafazakar bir iktidar döneminde yapılıyor olması…
Türk şiirinin büyük ustası Sezai Karakoç’un şu dizeleri, sanki içinde bulunduğumuz utanç günlerini tarif ediyor gibi…
/Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak.halbuki,biz sussak, tarih susmayacaktarih sussa, hakikat susmayacak.Onlar sanıyorlar ki,bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.halbuki,bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar,vicdan azabından kurtulsalar,tarihin azabından kurtulamayacaklar.Tarihin azabından kurtulsalar, Tanrı’nın gazabından kurtulamayacaklar./
Kaynak: Karar




