Bir kenti yazmak ya da yazamamak
Özet haber: Köyceğiz’e yerleşeli neredeyse üç yıl oldu.

Köyceğiz’e yerleşeli neredeyse üç yıl oldu. Elli yıl İstanbul’da yaşadıktan sonra, ilk gençliğimin kentini terk etmek düşüncesine beni taşıyan kuşkusuz karşımda artık “başka İstanbul” un olmasıydı. Tam da o günlerde, “Benim İstanbul Çağım” adını verdiğim kitabımı yazmaya odaklanmıştım... Bu da bir yüzleşme, hatırlama, hafıza kitabıydı.
İlk kez 1957’de ailece göç edip geldiğimiz İstanbul’da ancak üç yıl tutunabilmiş; 1960 askeri darbesi öncesi geldiğimiz gibi geri dönmüştük. Bundan tam on dört yıl sonra da bana Aralık 1974’te İstanbul yolu görünmüştü. Ta ki 2024 yılına dek yaşadığım kentti İstanbul... Yaşamımda beni etkileyen, biçimlendiren üç kent olmuştur. Bunlar Erzurum, İstanbul, Paris.
Erzurum’u iki kitapta, Paris’i de bir başka kitapta anlattım. (*) İstanbul ise hâlâ yazılıyor. Elli artı üç yıl... Kolay değil. Bir ömürlük İstanbul... Doğrusunu söylemek gerekirse ben, Köyceğiz’e İstanbul’u yazmak için geldim. Yani uzaklaşarak yazmak. Evet, tıpkı, James Joyce ’un Ulysses ’i yazmak için kendini Dublin’den sürgün etmesi gibi. Bu özleyerek, hatırlayarak yazmaktır aslında.
İki Erzurum kitabını öyle yazdım. Paris kitabının ise neredeyse tümü Paris’te yazıldı. Bir yeri özlem duyarak, hissederek ya da oraya giderek yazabilirsiniz ancak. *** Kâzım Karabekir ’in kızı Timsal Hanım’la bir konuşmamızda, babasının Erzurum’unu anlatmıştım.
Doğduğum kentte onun nasıl bir iz bıraktığını anlatırken Milli Mücadele ruhunu bize taşıyan bir simge olmasının, Mustafa Kemal’ le onun kentimdeki izlerinin neden/nasıl solduğunu da buruklukla dile getirmiştim. Kentler öyledir. Simgelerle var olur. Öyle de yaşar, nefes alırlar. Bir kenti var eden gerçeklikleri eğer soldurursanız insanını da orada tutamazsınız. Fransız romancı J. M. G.
Le Clézio ’nun Göçebe Kimlik’ini okurken karşıma çıkan şu satırları beni duraklatıp düşündürmüştü de: “Marakeş’in bir vaha olduğunu da unutmamak gerek: Çöl aşılınca Marakeş’e varılır. Bu vaha ruhu kentin kültüründe önemli bir öğedir, bunun tarihte derin bir anlamı vardır çünkü Afrikalı kimliği kısmen o kentte biçimlenmiştir.” (**) Görünen bir kentin görünmeyen öyküsünü yazmak her zaman zordur.
O nedenle gitmeniz, aranıza mesafe koymanız, hatta uzaklaşmanız gerekir. Bunu da bir metafor silsilesi yaratarak yazmak anlamında söylemiyorum. Hissederek, görerek, anlam vererek anlatmak... İşte asıl bir kenti ancak böyle yazabilirsiniz diye düşünüyorum. Sevgili Tanıl Bora , Bir Kentin Solgun Yüzü’nü okuduktan sonra , “Memleket Kitapları” dizisi için Erzurum’u yazmamı istemişti benden.
Kavşaktaki Kent: Erzurum’u tamamlayıp ilettiğimde, itirazı olmuştu nedense! “Doğup büyüdüğü bir kenti insan ancak böyle anlatabilir” dememiş, itirazına itirazımı dile getirmemiştim. Bir kent “kroniği” yazmıyordum. Kentimin görülmeyen, hissedilmeyen yanlarından söz ediyordum.
Bir yazar, eğer, “Sesinde yalnız” diyerek kentini anlatmaya başlıyorsa ya da şunları dile getirebiliyorsa, başka sözler/sesler susmalı sanki: “Sözünün divanesi olabilecek denli şimdi seninleyim. Kapayınca gözlerimi sokaklarında gezinmek bir avuntu, biliyorum. Orada yola düşüp baharı karşılamak, ağaçlarda uç veren sürgün yeşile dokunmak, iğde ağaçlarının kokusunu beklemek...
Sonra, bir tandırda pişen ekmeğin sıcaklığına kavuşmak... Eriyen kar suyuyla nemlenen toprağa dokunmak... Gitmeyi değil, kalmayı seçmek seninle. Avuntusuz bir yaşamın aidiyetini bulutlarına kavuşunca ancak anlayabilmek... Çarşılarından yaban bakışsız geçmek. Dokunmak taşlarına çeşmelerinin, avuçlamak sularını... Suda bir ömrüm olsaydı, kavuşsaydık şimdi seninle bir ummanda. Sokaklarındaki düşlerime verseydim kendimi.
Cebimdeki sıcak leblebilerle izlediğim filmlerle bana dünyayı açan sinemalarına dönseydim gene... Yan yana gelen ilk sözcüklerimle kurduğum bir duygunun yolculuklarındaki gözleyenimdin sen; bakan, gören, anlayan, paylaşan, saklayanı duygularımın... Dönüp bakardık sana; koruyan, gözeten, çağıran engindeki duruşunla anlatırdın hep: ‘Bir dağ ne kadar ulu olsa bir kenarı yol olur.’
” İşte o “kent ”inizi yazabilmek için bunu hissettiren rengin, soluğun, sesinin zamanı olmalı... Bir kent ancak sizi buluşturan zamanın tınısıyla yazılabilir... --- (*) Erzurum: Bir Kentin Solgun Yüzü, Feridun Andaç, 2010, Dharma Yay. , 495 s. Kavşaktaki Kent: Erzurum, 2023, SRC Yay. , s. 298 Paris Bir Yalnızlıktır, 2020, Eksik Parça Yay. , s. 354 (**) Göçebe Kimlik, J. M. G. Le Clézio; Çev.
Kaynak: Cumhuriyet





